Anasayfa / Bilim / COVID-19’un Psikososyal Etkileri Nelerdir?
COVID-19'un Psikososyal Etkileri Nelerdir?

COVID-19’un Psikososyal Etkileri Nelerdir?

Salgınlar Sırasında Zihin Sağlığını Korumak İçin Neler Yapılmalı?

Koronavirüs salgını hepimiz, özellikle de sağlık çalışanları ve diğer belli gruplar için büyük bir stres kaynağı haline gelmiş durumda.

Yeni koronavirüs birçok olumsuzlukla beraber bir başka halk sağlığı sorununu da gündeme getirdi: Acil durum müdahalesinin gerektirdiği uyum.

Ortaya çıkan diğer salgın ve hastalıklar gibi, COVID-19 da ciddi psikososyal endişeler yaratıyor. COVID-19’un diğer hastalıklardan farkı, tespit edilmesinin ve daha iyi huylu hastalıklardan (örneğin grip) ayırt edilmesinin zor olması.

Uzun süren ve sürekli değişen salgın koşulları, eninde sonunda kaygıya sebep olacaktır. İşler, iyiye gitmeden önce bir süre kötüye gidecek. Henüz aşı bulunmadığından, farmakolojik olmayan müdahaleler şu an için enfeksiyonları önlemenin tek yolu. Bu durum da günlük bedensel alışkanlıklarda, sosyal etkileşimlerde ve ekonomik değişimlerde sorunlara yol açıyor.

Salgınlar Sırasında Davranışlarımız Değişiyor!

Virüsün ortaya çıkışıyla büyük ölçüde artan market alışverişleri toplumda ortaya çıkan endişenin bir işareti. Enfeksiyondan kaçınmak için yapılan kişisel eylemler (el dezenfektanı stoklamak gibi) de insanlara belirsiz bir tehlikeyi kontrol altına alma hissi veriyor.

Ancak risk iletişimindeki mevcut gelişmeler, yaygın endişeyi hafifletebilir. (Risk iletişimi: Risk analizi sürecinde risk değerlendiricileri, risk yöneticileri ve diğer ilgili tarafların, tehlike, risk, riskle ilgili faktörler ve riskin algılanmasına ilişkin bilgi ve görüşler ile risk değerlendirmesi bulguları ve risk yönetimi kararlarının açıklamalarını da kapsayan bilgi ve düşüncelerin paylaşımı) Bu süreçte üst düzey yetkililer ve sağlık yetkilileri; insanların korkusunu ve stresle verilen tepkileri anlamalı, virüsten korunmak için yapılacaklara dair net bir rehberlik sağlamalı, ruh sağlığı da dahil olmak üzere sağlık için alınacak önlemleri öğretmeli ve sık sık sabır ve dayanışma mesajları paylaşmalı.

Ancak bunlarla birlikte daha fazla müdahale gerekli; çünkü hem akut hem de kalıcı duygusal sorunlar açısından belirli gruplar daha fazla risk altında. Salgında ön saflarda bulunan sağlık çalışanları birçok farklı stres kaynağıyla karşılaşıyor: daha fazla ve daha uzun vardiyalar, koruyucu materyallerin sınırlı sayıda olması, eve enfeksiyon getirme korkusu, meslektaşların hastalanmasına tanıklık etmek zorunda olmak, mekanik ventilatörler gibi sınırlı ama hayat kurtarıcı kaynakların kullanımına karar verme

Enfeksiyona maruz kalan/maruz kalma ihtimali olan kişiler de birçok zorlu koşulla karşı karşıya kalıyor. Başkalarını korumak adına “kendi kendine karantina” durumuna giriyor. Hastalığın kuluçka döneminde, sosyal bağları korumaya çalışırken aynı zamanda büyük bir belirsizlikle ve sınırlı fiziksel temasla yaşamak durumunda kalıyor. Başkalarına karşı hissettikleri zorunlulukları yerine getirememek ve gelirle ilgili sıkıntılar da stresi artırıyor.

Enfekte olma süreci ilerledikçe kişi hastalanabiliyor, gereğinden uzun bir iyileşme süreci yaşayabiliyor, hastalıktan kurtulan kişinin suçluluğunu hissedebiliyor ve tam bir iyileşmeye rağmen diğerleri tarafından hala kaçınılacak bir birey olarak görülebiliyor.

Halihazırda zihinsel sağlık problemleri olan kişiler içinse, salgın, kişilerin kaygılarını artırabilir ve dürtüsel bazı davranışları tetikleyebilir. Önceki semptomlar alevlenebilir ve kriz öncesi, gerekenden fazla bir bakım gerektirebilir. Altüst olan destek sistemleri ve sosyal izolasyon, zihinsel sağlık problemleriyle boğuşan kişileri akut stres reaksiyonlarına karşı özellikle savunmasız bırakabilir.

NPR

Diğer gruplar ise daha farklı stres kaynaklarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Yaşlı ve engelli kişilerden toplum dışında kalmaları ve daha az ziyaretçi kabul etmeleri isteniyor; zaten toplum hayatının büyük oranda dışında olan bu grupların yalnızlık hissi daha da derinleşebiliyor. Asyalı göçmenler ve Asyalı-Amerikalı kişiler damgalanmaya ve ayrımcılığa maruz kalabiliyor. Geçmiş salgınlarda eşitsizliklere, uyumsuzluklara sahip ırksal ve etnik topluluklar, bu olayda da aynı sorunları yaşama korkusuna kapılabiliyor. Fiziksel olarak küçük olmalarına rağmen, çocuklar içlerinde derin duygular besler ve mevcut krizle başa çıkmak için gereken beceri ve gelişimden yoksun olabiliyor.

COVID-19’un psikososyal etkilerinin hem evrensel hem de hedefli olarak azaltılması ihtiyacı, oldukça kırılgan bir ABD ruh sağlığı sistemi bağlamında ortaya çıkmaktadır. Fiziksel sağlıkla aynı öneme sahip olmak üzere hizmet kapasitesini, finansman yapıları ve duygusal refahı güvence altına almak için ciddi bir mücadele devam ediyor. ABD’de ruh sağlığı uzmanı eksiği olduğundan birçok Amerikalı ya maliyetten ya damgalanmadan ya da süreci nasıl yürüteceklerini bilemediklerinden tedaviden vazgeçiyor. Bu tür sorunlar uzun vadeli bir sistematik değişimi gerektiriyor. Yine de; karar alma mercileri, çalışanlar ve topluluklar, salgın kaynaklı duygusal sıkıntıyı hafifletmek için hala harekete geçebilir.

COVID-19’un Psikososyal Etkilerini Kontrol Etmek İçin Neler Yapmalı?

Öncelik ruh sağlığı olmalı: Mevcut ve gelecekteki COVID-19 yardım fonları tahsis kararları, ruh sağlığını içermeli. Sağlık yetkilileri, salgını hafifletme planları için davranış sağlığı uzmanlarıyla çalışmalı; risk ve kriz iletişimini, sosyal mesafelendirme protokollerini, hızlı tanı kitleri gibi geniş çaplı yönetim gerektiren operasyonları, halka sakin, sabırlı ve umutlu olmayı aşılayacak şekilde sunmalıdır.

İşletmeler, çalışanlarına sanal olanlar da dahil olmak üzere COVID-19 kaynaklarını içeren yardım programlarını sağlamalıdır. Sağlık sistemleri, çalışanlara durumla başa çıkmalarına yardımcı olan zamanı, yeri ve destek personelini sunmalıdır. Komşular, sağlık çalışanlarının çocuk bakımı, ev yemeği hakkındaki endişelerini yüklenmelidir.   

Zihinsel sağlık desteğini temin edilebilir ve sürdürülebilir kılmalı: Medicare üzerinden, telepsikiyatri de dahil olmak üzere, telesağlık hizmetlerine erişim kısıtlamasının kaldırılması büyük bir ilerlemedir. Bazı özel sağlık sigortası şirketlerinin teletıp hizmetlerinin maliyetini paylaşma, önceki tedavi masraflarını askıya alma, çalışanlarına ruh sağlığı hatları sağlama gibi girişimleri de bu ilerlemeye örnektir. Daha fazla sigorta şirketi bu önlemleri almalıdır.

Kanıtlara dayalı mobil uygulamalar artık kişilerin işlerini halletmelerine ve içinde bulundukları durumları kendi kendilerine halletmelerine olanak sağlıyor; bu yüzden abonelik isteyen uygulamalar ücretlerini geçici olarak askıya almalı ya da azaltmalıdır. Uygulayıcılar telesağlık seçeneklerini araştırmalı, iş sürekliliği planlarını buna göre güncellemeli ve geçici süreliğine cepten ücret kesmelidir.

Ruh sağlığı çalışanlarının işlerini kolaylaştırmalı: Tüm inançların manevi liderleri davranış sağlığı uzmanları ile işbirliği içinde olmalı; kriz iletişimini, karşılıklı yardım ağlarını geliştirecek ve salgından etkilenen toplulukların ruhsal sağlığını ve maneviyatını koruyacak diğer planları geliştirmelidir.

Kasırga, sel, yangın gibi felaketlerde hizmet veren ve afet ruh sağlığı konusunda uzman olan gönüllü kuruluşlar, bu bulaşıcı hastalık felaketi sırasında kişilere rehberlik etmelidir.

Son olarak, uzman olmayanlar, başkalarının salgının getirdiği stres ve travma ile başa çıkmasına yardımcı olmak adına “psikolojik ilk yardım (PİY veya PFA)” öğrenmelidir.

ABD, salgının fiziksel etkilerini önlemek için cesur hamleler alıyor; ancak, ülkenin salgının duygusal etkilerine karşı direncini de güçlendirmeliyiz.

Çünkü bulaşıcı hastalık tehdidi azaldıkça, salgının psikolojik yankıları zirveye çıkacaktır.

Bunada Göz Atabilirsin

Kahkahanın Bilimi ve Karanlık Tarafı: Her Kahkaha Sağlıklı mı?

Kahkahanın Bilimi ve Karanlık Tarafı: Her Kahkaha Sağlıklı mı?

Çoğu Kahkaha Sağlıklıdır; Ancak Sağlıksız Bir Kahkaha İçin İlla Joker Olmanız Gerekmiyor! Yürürken birini arkanızda …

Bir cevap yazın